Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Bilim,Teknik,Teknoloji

Bilim,teknik,teknoloji,icatlar,buluşlar güncel teknolojileri içeren farklı bir site

Tuz ve Sağlık

Mutfaklarda bulundurduğumuz tuz rafine tuz sağlığımıza çok zararlıdır. Doğal tuz yani kaya tuzu veya deniz tuzu çok yararlı bir şifa kaynağıdır. Dogal tuz içinde NaCl ile birlikte 84 element bulunur. Sofra tuzu ise, sanayide kullanılan tuzdan artanı bazı işlemlerden geçirip, NaCL’rü alıyorlar ve içinde bir dolu katkı maddesi ile önümüze koyuyorlar. Su ve tuz hayatımızın en önemli maddeleridir. Doğal tuzda fizik bedenimizde de bulunması gereken tüm elementler mevcut. Doğal rafine edilmemiş deniz tuzu insan vücudu için gerekli minerallerin çoğunu gerekli oranlarda içermektedir. Doğal tuz vücut sıvılarının hücrelerden serbest geçişine yardımcı olurken, rafine tuz sıvıların geçişini engelleyerek kronik böbrek sorunlarına neden olabilmektedir.
tuz_1 Rafine edilmemiş ve işlem görmemiş doğal deniz tuzu sağlık için önemlidir. Doğal deniz tuzu daha iyi bir tada sahip olduğu gibi vücuda gerekli mineral ve iz minerallerini de sağlayabilmektedir. Fakat diger rafine gidalardan dolayi zaten 12 gr. A kadar günde tuz almis oluyoruz. Tuzun bedendeki fonksiyonu, bedenimizin fiziksel anlamda bir arada tutulabilmesi , osmoz isleminin çalismasini saglamasidir. Aksi taktirde 100 litre su bile içseniz, bedeninizde tuz olmayinca yine de susuzluktan ölürsünüz, çünkü tuzun sayesinde aldiginiz su hücrelerinize baglanabiliyor, hücreleriniz elektrigine kavusuyor ve üşündüklerinizi uygulamaya imkan buluyorsunuz.

Bedeninizdeki tuz oranı da sizin düşünme kapasiteniz ve şuur derecenizle eşdeğerdir. Rafine edilmiş tuz vücudumuzda birikir. Bu tuzun bir kısmı damar duvarları, arterler, beyin, idrar yolları, cinsel organlar, bez sistemleri veya kemiklerin eklemlerinde birikerek problemlere yol açabilmektedir. Sonuçta bu bölgelerin kırılgan olmasına ve hayati vücut fonksiyonlarının zayıflamasına neden olabilmektedir.

tuz_2 Modern tıbba göre sofralık rafine tuz (NaCl) alkol ve sigara gibi diyetten uzaklaştırılması gereken bir madde olarak görülür ve yüksek tansiyonun en önemli sebeplerinden biri olarak kabul edilir. Yüksek tansiyon ve kalp hastaları için düşük tuz diyeti rafine tuzlar için geçerlidir. Doğal deniz tuzu birçok mineral içeren sodyum klorürün birikimini engelleyen ve kan basıncını düşüren bir maddedir. Deniz tuzu fazla sodyumu uzaklaştırmaktadır. Tuz diyeti/azlığı aynı zamanda insanlarda hücre dejenerasyonu ve yaşlanmasını hızlandırmakta ve biyokimyasal açlığa neden olmaktadır. Tuz azlığı böbrek zayıflığı, karaciğer stresi ve adrenal tükenmesine yol açabilmektedir. Ayrıca kalp kasları kapakçıklarının yorulması olabilmektedir. İyi doğal deniz tuzunun iyileştirme gücünün C ve E vitaminleri ve diğer besinlere eşit olduğu savunulmaktadır.

Tuz olarak tanımladığımız NaCl’nin bedenimiz üzerinde yüksek agresiviteli bir etkisi vardır. Deri ve genelde böbrekler, bu NaCl’yi tekrar ayrıştırmamızı sağlarlar. Ancak yaşımız ve bünyemize göre sadece belirli bir miktarını ayrıştırabiliriz, günde yaklaşık 5-7 gramını, daha fazlasını değil. İlginç olanıysa, bizim günde sadece endüstriyel gıdalardan, yani konservelenmiş gıdalar olan hazır gıdalardan 12-20 gram NaCl aldığımızdır ki, henüz bunun içinde kendimizin kattığı tuz yoktur. Bu şekilde bedenimize ayrıştırabileceğimizden çok daha fazla NaCl almış oluruz. Bedende ayrıştırılamayan kalan NaCl’den bedenimiz kendisini bir şekilde korumalıdır, yani bu agresiviteden. Bedeniniz, ayrıştırılmamış olan tuzu bir şekilde nötralize etmek zorundadır ve bunu tuz_3 “değerli” hücre suyunuzla yapmaktadır. Hücrenizin canlılığını sağlayan şey, bedeninizdeki NaCl’yi izole etmek için, nötralize etmek için şimdi kurban edilmek zorundadır ve her defasında 23 katı miktarla. Ayrıştırılamayan her gram NaCl yüksek değerli, yüksek yapılı hücre suyunuzun 23 katına başlanmak zorundadır ve bununla birlikte hücreleriniz ölürler, bu şekilde bedeniniz kurur. Ve sonrasında aynı ilkbaharda bodrumunuzdan çıkardığınız elmaya benzersiniz, kırışıktır ama hala elmadır, işte bu da bizim yaşlanma sürecimizdir. Örn.sofra tuzunun iyi serpilebilmesi için alüminyumhidroksit ilave ediliyor. Ve bu tuzu çocukluğunuzdan itibaren yiyorsanız, Alzheimer hastalığına yakalanmama şansınız da çok düşüyor. Ve siz tekrar gerçek doğal tuz almaya başladığınızda, bedeninize ihtiyacı olanı, eksik olanı sağlayarak kendinizi şifalandırırsınız.tuz_4

İyi tuz yüzde 100 el ile hasad edilmiş, beyazlatılmamış, kekleşme reaktifleri ilave edilmemiş, yıkanmamış, düşük sodyum klorür seviyeli, katkı maddesiz, 84 mineral içeren, rafine edilmemiş doğal deniz tuzudur. Normal Rafine Tuz ve Tehlikeleri Piyasadaki alışılagelmiş rafine tuz sadece Sodyum ve Klorür ihtiva eder. Bunun dışında Sodyum flüorit, Magnezyum karbonat, Kalsiyum karbonat ve deklare edilmesi gerekli görülmeyen büyük bir miktar E-numaraları* gibi maddelerle “zenginleştirilmiştir”. Serpilme ve akıcılık yeteneğini geliştirmek için Alüminyumsilikat ilave edilmiştir. Alüminyum beyinde tortu bırakan hafif metal olup, bu özelliği Amerika Birleşik Devletleri’ nde ortaya çıkan yüksek orandaki Alzheimer hastalığının nedeni olarak görülmesini sağlamaktadır. Bilimsel araştırmaların da teyit etmesi üzerine piyasada sunulan rafine tuzların hemen hemen hepsi, bu konudaki araştırmalarında teyit etmesiyle birlikte alerjik reaksiyona sebebiyet verdiği bilinmesine rağmen iyotlaştırılmaktadır.

Ayrıca vücudumuz hiçbir şekilde suni iyot ve flüor karışımlarının çözecek durumda değildir.Rafine tuz agresif bir hücre zehiri olup, vücuttan ilk fırsatta atılmak istenmektedir. Bundan dolayı boşaltım organlarının yoğunluğu artmakta ve vücut arta kalan rafine tuzu izole etmeye ve böylece zararsız hale getirmeye çalışmaktadır. Bunun için gerekli olan su hücrelerden emilerek alınmakta ve canlılıklarını yitiren hücreler ölmektedir. Bunun sonucu olarak ödem ve sellülit olarak bilinen su dokusu oluşmaktadır. Vücut boşaltamadığı her bir gram Sodyum Klorür için 23 kat hücre suyuna ihtiyaç duymaktadır. Ayrıca kemik ve eklem bölgesinde depolama yapılmaktadır. Bunun sonucu nıkris ( gut ), artroz, artrit ( mafsal iltihabı ) vb. romatizmal rahatsızlıklardır. Ayrıca safra ve böbrek taşı oluşumu da söz konusu olabilir.Bunun nedeni vücudumuzun 82 eksik elemente/minerale olan isteğidir. Bu 82 elementin çoğu iz elementleri olup, vücudumuz tarafından çok az miktar gerekir, ancak eksikliği bugün birçok hastalıklara yol açabilmektedir. İnsanlar mineral ihtiyaçlarını iki kaynaktan temin edebilirler: bitkiler ve tuz.Kanımızın ve tuzlu sıvıların kimyasal ve mineral bileşimleri ile deniz suyu arasında şaşırtıcı benzerlikler vardır.

Annesinin karnındaki embriyo tuzlu su ile dolu bir kese içinde bulunur. Deniz suyu 84 mineral elementi içerir ve bu elementler insan vücudunda bulunur. Modern bilime göre bu elementlerin 24’ü yaşam için zorunlu olmasına rağmen 84 elementin uygun dengesi iyi sağlıklı vücut için gereklidir. İyon kaybı dengesizliklere, hücre üretme ve büyümede bozulmalara sebep olur. Hücre kayıpları sinir bozuklukları, beyin kusurları, kas hasarları ve hastalıklara neden olur. Bu yüzden kandaki tuz ve iyonların uygun mineral dengesi sağlık için hayati öneme haizdir. Bu kompozisyon çok kesin sınırlar arasında olmak zorundadır.

Bir çok hastalıklar ve kötü sağlık şartları mineral eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu minerallerin çoğu deniz tuzunda bulunmaktadır. Bugün kullanılan tuzların çoğu büyük endüstriyel firmalarca üretilmektedir. Üretilen tuzun %93’ü sanayi proseslerinde ve %7’si besin olarak kullanılmaktadır. Tuz ya geniş yer altı yataklarından ya da deniz/göl sularından rafine edilerek elde edilmektedir. Tuz içindeki safsızlıkları uzaklaştırmak ve mineralleri çıkararak tuzu daha çekici ve homojen yapmak için rafine edilir. Rafinasyon ile tuzun görünümü güzel ve akışı kolay olur, ancak içerdiği 84 minerallin 82’si uzaklaştırılmış olur.Deniz tuzu mineraller açısından çok zengin 84 minerali çok dengeli bir oranda ihtiva eder. Çünkü bu tuzun kaynağı olan deniz suyu, kanımıza benzer oranda minerallerden oluşmuştur. Bir tutam deniz tuzu birçok minerali almamızı sağlar. Turşulara katılan ve yaprakları salamura etmek için kullanılan tuz, deniz tuzudur. Sofra tuzu ile yapılan turşular çok çabuk bozulur ve erir. Deniz tuzu, akıcı olması veya rutubet çekmemesi için kimyasallarla işlenmiş olmadığından, tuzluktan akmaz. Sofraya getirmek isterseniz herkesin bir tutam alabileceği tabaklara koyabilirsiniz. Küvetinizi suyla doldurup içine yarımşar kilo deniz tuzu ve karbonat ilave edin. 20 dakika bu suyun içinde durduktan sonra serin suyla durulanın. .Deniz tuzu kadar, kaya tuzu da sağlık açısından değerli ve önemlidir.tuz_5

Rafine tuzun içerdiği maddeler:
• Magnezyum fosfat - E343
• Kalsiyum fosfat - E341
• Kaliyum fosfat - E340
• Difosfat - E450
• Trifioat - E451
• Polifosfat - E452
• Fosforik asit - E338
• Sodyum fosfat - E339
• Aliminyum silikat


Tuz ve Sağlığınız

Bitkiler mineralleri topraktan alır. İnsanlar bitkileri (tahıl, sebze, meyva) yiyerek mineralleri alırlar. Son 50 yılda, insanoğlu doğal sistemi/dengeyi suni gübrelerle (azot, fosfor ve potasyum içeren) bozarak daha fazla ürün aldı, daha fazla alanı ekti-biçti, verimini ve gelirini artırdı. Ancak toprağın mineral içeriğini bilinçsizce tüketti. Bilimsel çalışmalar bugünkü sebze ve meyvelerin 50 yıl öncekilerine nazaran ancak %10 kadar besin içerdiğini göstermektedir.


Neden Çok Tuz İsteriz?

Tuz insanların ilk bulduğu ve kullandığı maden/minerallerden (doğal kaynak) biridir. Eski çağlardan beri besinleri saklamakta ve tatlandırmakta yaygın olarak kullanılmaktadır. İnsanlar vücutları için besinlerden yeteri kadar mineralleri alamayınca, günlük beslenmemizde çoğumuz daha fazla tuz kullanırız. Onu şiddetle arzularız. Bunun nedeni vücudumuzun 82 eksik elemente/minerale olan isteğidir. Bu 82 elementin çoğu iz elementleri olup, vücudumuz tarafından çok az miktar gerekir, ancak eksikliği bugün bir çok hastalıklara yol açabilmektedir. İnsanlar mineral ihtiyaçlarını iki kaynaktan temin edebilirler: bitkiler ve tuz.

Doğal Rafine Edilmemiş Deniz Tuzu mu? Rafine Sofra Tuzu mu?tuz_6 Doğal rafine edilmemiş deniz tuzu insan vücudu için gerekli minerallerin çoğunu gerekli oranlarda içermektedir. Doğal tuz vücut sıvılarının hücrelerden serbest geçişine yardımcı olurken, rafine tuz sıvıların geçişini engelleyerek kronik böbrek sorunlarına neden olabilmektedir. Rafine edilmemiş ve işlem görmemiş doğal deniz tuzu sağlık için önemlidir. Doğal deniz tuzu daha iyi bir tada sahip olduğu gibi vücuda gerekli mineral ve iz minerallerini de sağlayabilmektedir.


Tuz ve İnsan Sağlığına Etkileri

Kanımızın ve tuzlu sıvıların kimyasal ve mineral bileşimleri ile deniz suyu arasında şaşırtıcı benzerlikler vardır. Annesinin karnındaki embriyo tuzlu su ile dolu bir kese içinde bulunur. Deniz suyu 84 mineral elementi içerir ve bu elementler insan vücudunda bulunur. Modern bilime göre bu elementlerin 24’ü yaşam için zorunlu olmasına rağmen 84 elementin uygun dengesi iyi sağlıklı vücut için gereklidir. İyon kaybı dengesizliklere, hücre yaratma ve büyümede bozulmalara sebep olur. Hücre kayıpları sinir bozuklukları, beyin kusurları, kas hasarları ve hastalıklara neden olur. Bu yüzden kandaki tuz ve iyonların uygun mineral dengesi sağlık için hayati öneme haizdir. Bu kompozisyon çok kesin sınırlar arasında olmak zorundadır.tuz_7 Bir çok hastalıklar ve kötü sağlık şartları mineral eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu minerallerin çoğu deniz suyunda bulunmaktadır. Bugün kullanılan tuzların çoğu büyük endüstriyel firmalarca üretilmektedir. Üretilen tuzun %93’ü sanayi proseslerinde ve %7’si besin olarak kullanılmaktadır. Tuz ya geniş yer altı yataklarından ya da deniz/göl sularından rafine edilerek elde edilmektedir. Tuz içindeki safsızlıkları uzaklaştırmak ve mineralleri çıkararak tuzu daha çekici ve homojen yapmak için rafine edilir. Rafinasyon ile tuzun görünümü güzel ve akışı kolay olur, ancak içerdiği 84 minerallin 82’si uzaklaştırılmış olur.

Endüstriyel prosesler sadece sodyum ve klor içeren tuz gerektirir. Uzaklaştırılan 84 elementin 82’si yan ürün olarak ilave gelir getirdiğinden ayrı satılır. Örneğin bor motorlarda vurmayı azaltmak için petrol katkısı, kimyasal gübre vs. olarak kullanılır. Tuzdan uzaklaştırılan kimyasallar ve mineraller plastik yapımında kullanılır. Sonuç olarak, rafine sofra tuzları sadece sodyum klorürdür, diğer tüm yararlı element mineralleri uzaklaştırılmıştır. Kimyasal katkı maddeleri alüminyum hidroksit ve alüminyum silikat (%1) tuzu beyazlatmada ve paketlemede su emmesini önlemek için ilave edilir. Böylece tuz kolay akar, iyot ve iyotlu (potasyum iyodür) dengeleyiciler (50 mg/kg) de ayrıca ilave edilir. Rafine tuzun su emmemesi, tuzun vücudumuz tarafından uygun şekilde absorplanmasını da engeller. Bu yüzden rafine sofra tuzu zararlıdır. Rafine tuz içindeki kimyasal katkılar, vücudumuzun tuzu emmesi ve işlemesini zorlaştırır. Sonuç olarak rafine tuz vücudumuzda birikir. Tuzun bir kısmı damar duvarları, arterler, beyin, idrar yolları, cinsel organlar, bez sistemleri veya kemiklerin eklemlerinde birikerek problemlere yol açabilmektedir. Sonuçta bu bölgelerin kırılgan olmasına ve hayati vücut fonksiyonlarının zayıflamasına neden olabilmektedir.


İyi Tuz – Kötü Tuz

Modern tıbba göre tuz alkol ve sigara gibi dietten uzaklaştırılması gereken bir madde olarak görülür ve yüksek tansiyonun en önemli sebeplerinden biri olarak kabul edilir. Yüksek tansiyon ve kalp hastaları için düşük tuz diyeti rafine tuzlar için geçerlidir. Doğal deniz tuzu bir çok mineral içeren sodyum klorürün birikimini engelleyen ve kan basıncını düşüren bir madde olmaktadır. Deniz tuzu fazla sodyumu uzaklaştırmaktadır. Tuz diyeti/azlığı aynı zamanda insanlarda hücre dejenerasyonu ve yaşlanmasını hızlandırmakta ve biyokimyasal açlığa neden olmaktadır. Tuz azlığı böbrek zayıflığı, karaciğer stresi ve adrenal tükenmesine yol açabilmektedir. Ayrıca kalp kasları kapakçıklarının yorulması olabilmektedir. İyi doğal deniz tuzunun iyileştirme gücü C ve E vitaminleri ve diğer besinlere eşit olduğu savunulmaktadır.

İyi tuz %100 el ile hasat edilmiş, beyazlatılmamış, kekleşme reaktifleri ilave edilmemiş, yıkanmamış, düşük sodyum klorür seviyeli, katkı maddesiz, 84 mineral içeren, rafine edilmemiş doğal deniz tuzudur.


Tuz ve Türkiye

Türkiye, tuz potansiyeli açısından oldukça zengindir. Tekel 1 adet deniz, 3 adet göl, 4 adet kaya ve 38 adet kaynak olmak üzere 48 tuzlaya sahiptir. Toplam kaya tuzu rezervi 343 milyon ton ve deniz tuzu rezervi ise sonsuzdur. Tekel’in yıllık üretim ve satışı yaklaşık 2 milyon ton civarındadır. Türkiye’de üretilen tuzların çoğu rafine tuz olup %40 sodyum ve %60’ı klor içermektedir.



Prof.Dr. Muammer KAYA
OGÜ, TEKAM Müdürü
Eskişehir, Osmangazi Üniversitesi
Teknoloji Araştırma Merkezi (TEKAM) Müdürü, email: mkayaqogu.edu.tr

Zehirin Mucizevi ilaca dönüşümü : Botox

Son yüz yılda botox cilt gençleştirme tedavilerinde bir çığır açtı.

 kadin_yogurt Botox konusunda doğru ve yanlış çok bilgiler yazıldı, zaman zaman son yüzyılın en mucizevi ilacı olarak tanımlanırken, zaman zaman şeytani bakışların başlıca nedeni olarak çok suçlandı. Son sözler ve 25 senelik araştırmaların sonuçları ise 8-11 Nisan tarihleri arasında İspanya Madrid’deki Botox Kongresi’nde konuşuldu. Başta botoxun kaşifleri Dr. Carruthers ve eşi, Dr. Philip Levi ve dünyadaki en iyi ve en fazla botox yapan 500 kişilik uzman doktor grubunda, Türkiye’den Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Melisa Eczacıbaşı ve beş başarılı Türk doktorumuz da davetli idi. Dr. Eczacıbaşı bu kongrede konuşulan ve tartışılan en son yenilikleri sizler için anlattı.


100 milyon dolarlık kampanyanın baş oyuncusu: Botox

İnsanoğlu zehirle güzelleşmeyi ve daha güzel görünmeyi çok eski yıllarda keşfetmiştir. Eski Roma medeniyet döneminde kadınlar güzelavratotu isimli zehirli otlardan elde ettikleri sıvıyı gözlerine damlattıklarını ve bu sayede bir damla sıvının bile göz bebeklerini büyüttüğü ve parlattığı gözlemlenmiştir. Son yüz yılda ise botox cilt gençleştirme tedavilerinde bir çığır açmıştır. Bugüne dek hiçbir estetik yöntem bu denli şöhretli ve popüler olmamıştır. Hele 2000 yılında FDA tarafından onaylanması sonucunda 100 milyon dolarlık kampanyanın gizli baş kahramanı yine botox estetik ve kozmetik olarak açıklandı, Allergan firmasının Amerika’da yeni pazarlama ve satış stratejileri ise kozmetik piyasasını alt üst etti, çok şeyler konuşuldu, botox mahkemeleri çıktı, baş manşetlerde yer aldı, dünyanın en ünlü oyuncuları ve tanınmış kişilere TV’de canlı yayında uygulanmalar yapıldı. Ophrah, Madonna ve Türkiye’den Seda Sayan’a hiç çekinmeden milyonlarca kişinin gözleri önünde uygulamalar yapıldı. Kozmetik dünyası botox kremi adı altında değişik kremler üretmeye başladı ama hiç o kadar başarılı olmadı, sonuçta her fırsatta botox yine aklandı, baş tacı edildi. Son sözler ise Madrid’de konuşuldu. Dr. Eczacıbaşı bu konudaki son yenilikler ve olabilecek alternatif tedavi şekillerini açıkladı. Bu konudaki bazı başlıklar…


Botoxun uzun süreli kullanımı ve tekrarlanmasının hiçbir yan etkisinin olmadığı ve 15 sene boyunca senede 3 kez düzenli uygulanma yapılan kişilerde hiçbir yan etki ve bağışıklık gelişme görülmediği tespit edildi.Uzun süreli kullanımın kesinlikle güvenli olduğu tartışıldı ve kabul görüldü.


* Tek yumurta ikizi olan en az 5 çift kız kardeş üzerinde yapılan 13 senelik çalışmanın sonucu ise senede 3 kez düzenli bir şekilde botox yaptıran kız kardeşlerde senede 2 kez ve daha düzensiz botox yaptıran o bir kız kardeş grubuna nazaran kardeşlerin ciltleri ve görüntülerinin en az 10 yaş daha genç göründükleri ve yüzlerinde çok daha az sarkma görüldüğü açıklandı.


* Botoxun alın ve saçlı deri bölgesindeki aşırı terlemelerin tedavilerinde en az koltuk altı ve ellerdeki aşırı terleme tedavileri kadar başarılı sonuçlar sağlanacağı gözlemlendi.

* Özellikle kaş ve göz kapaklarında asimetrisi olan kişilerde doğru botox uygulanması ile bu asimetrilerden büyük ölçüde kurtulabileceği görüldü.

* Göz şekli ve yapısı küçük olan özellikle Asya tipi çekik göz şekline sahip olan kişilerde botox uygulanması ile bir dereceye kadar gözleri büyütebileceği, tedaviden önce ve sonra resimlerinde bariz bir şekilde gözlemlendi ve sonuçlar son derece beğenildi.

* Burun her iki yan tarafındaki kasların aşırı çalışması sonucunda burun üstündeki dikey çizgilerin botox uygulanması sonucunda geçebileceği, özellikle burun uç kısmı düşük olan ve burunla dudak arasındaki mesafenin çok uzun olmayan kişilerde buruna daha kalkık ve estetik bir görüntü sağlanabileceği tespit edildi.


* Gülmek sonucunda dış etleri çok fazla görünen ve bu görüntüden aşırı rahatsızlık duyan kişilerde botox uygulanması ile bu hoş olmayan görüntüden kurtulabilecekleri gözlemlendi.


* Dudak üstündeki yaşlılık ve sigara çizgilerinin botox uygulanması ile önemli derecede azalabileceği ve rahatlayabileceği,yanlış kişiler tarafından uygulanmalar ise bu bölgede yan etkileri yol açabileceği tartışıldı.

* Dudak alt bölümündeki kasların aşırı derecede faaliyetleri sonucunda dudak uçlarının aşağıya doğru sarkabileceği ve yüze daha yorgun ve yaşlı görüntü verebileceği botox uygulaması ile bu sorunun önemli bir derecede azalabileceği ve yüze daha genç göstereceği açıklandı.


* Yaşın ilerlemesi ile birlikte özellikle çene bölgesinde kasların aşırı ve kontrolsüzce kasılması nedeni ile konuşurken bölgelerde çukurların oluşabileceği ve bu çukurların çene bölgesindeki botox uygulaması ile geçebileceği önce ve sonra resimleri ile gösterildi.


* Boyun bölgesindeki bant şeklindeki oluşumların botox uygulanması ile rahatlatabileceği ve bu kaslar rahatlayıp gevşediğinden yüz bölgesindeki sarkmaların toparlandığı ve yüze lifting etkisi sağlanabileceği gözlemlenmiştir.


* Çene bölgesine seri şeklindeki bazı botox uygulamaların sonucunda yüze hafif bir lifting ve toparlama etkisi sağlayabileceği gözlemlenmiş, yanlış uygulamalar ise yan etkiler verebileceği tartışıldı.

* Boyun bölgesindeki dairesel çizgilerin botox ile açılabileceği,yanlış uygulanmalar ise yutma zorluğu gibi sorunlara yol açabileceği konuşuldu.

 kadin_2

* Yüzün bazı bölgelerinde botox ve dolgu maddesi birlikte kullanıldıklarında çok daha başarılı ve yüz güldürücü sonuçlar gözlemlendiği ve botoxun etki süresi da bu sayede uzadığı gözlemlenmiştir. Bu bölgeler arasında özellikle kaş arası ve dudak üstüdeki sigara çizgileri yer alıyor. Çok derin çizgilerde botox uygulanması ile çizginin % 70 geçeceği ve geriye kalan çizgi dolgu maddesi ile doldurulduğunda botoxun etkisinin en az 8 aya kadar uzayabileceği tespit edilmiş.

* Botox’un özellikle migren, baş ağrısı, gözdeki şaşılık, göz çevresindeki tikler, asimetri, yüz felci, nörolojık hastalıklar, bazen meme kaldırma tedavisinde de bir o kadar popüler olduğu ve başarılı sonuçlar sağlanacağı gözlemlenmiş.

* Botox ‘a özellikle Amerika’da kadınlarda olduğu kadar erkekler tarafından da çok büyük rağbet görüldüğü ve erkeklerde de çok başarılı sonuçlar sağlandığı gözlemlenmiştir. Piyasaya hiçbir botox etkili kremin hiçbir zaman botoxa benzer bir etki sağlanmadığını ve ancak cildin en üst tabakasının yumuşatabileceği, hiçbir şekilde kırışıklıkları geçiremeyeceği tartışıldı ve onaylandı.


Kaynak: Mynet, Google

Bor Bileşenlerinin Stratejik Değeri ve Enerji

Prof.Dr.Cengiz Yalçın

Dünya bor rezervlerinin %63'ne sahip ülkemiz gerçek bir servetin üzerinde oturmaktadır.Problem,bu zenginliğin ne kadar farkındayız sorusuna yanıt aramada düğümlenmiştir. Bu yazımızda,bor bileşiklerinden elde edilen yakıtlar konusunu ve bu bağlamda Dünyada meydana gelen gelişmeleri aktarmağa çalışacağız.


Bilimsel gelişmeler ve ileri teknoloji uygulamaları,uluslararası ilişkilere yön veren temel bir güç haline dönüşmüştür.Bunun sonucu olarak küçük büyük tüm uluslar politikalarını,bilim-teknoloji-enerji üçlemesi üzerine kurgulanmaktadır.Ülkemizin en büyük eksikliği bilim ve teknoloji alanında ne yapacağını bilememesi hedeflerini belirleyememesidir.

20'inci yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan bir çok küçük ülke mütevazı de olsa bilim ve teknoloji üretirken Türkiye ne bilim nede teknoloji üretmektedir;para karşılığı satın aldığımız teknolojileri tüketmekteyiz.Bütçemizden her sene know-how karşılığı ödediğimiz büyük miktarlar ile yabancı ülkelerin AR-GE (Araştırma-Geliştirme) faaliyetlerini finanse etmekteyiz.Sahip olduğumuz bor ve bor bileşikleri bunun tipik bir örneğidir.Bu yazımızda bordan bir enerji kaynağı olarak nasıl yararlanılır sorusunu tartışmaya açacağız.


Bor madenlerinin ve bor bileşiklerinin stratejik önemi nedir?

Gelecekte bu önem nasıl artar?

Ülkemizdeki bilgi birikimi bor rezervlerini katma değere dönüştürebilir mi?

Bu konuda nasıl bir politika izlenmesi gerekir? 


image01  Ülkemizin en yüklü ithalat kalemi enerji olmasına rağmen yakıt ekonomisi gibi bir kavram bilimsel,teknolojik ve politik gündemimizde hiç yer almamıştır.Bu kavramı,başta Enerji,İmar İskan,Bayındırlık,ve ulaştırma bakanlığı ve yerel yönetim teknokratlarının anlaması ve gerekli uygulamaları başlatması gerekir. Bir çok ülke ulaştırma sektöründeki enerji tüketiminin ithalat faturalarına yansıttığı miktarları makul seviyelere düşürmek için,hem petrol hem de elektrik ile çalışan hibrit motorlar üzerinde araştırma ve geliştirmeler yapmaktadır. Amaç yakıt ekonomisinin gereklerini yerine getirmektir.

Şehir içi trafik düzenlemeleri dahi yakıt ekonomisi göz önüne alınarak yapılmalıdır.İstanbul ve Ankara trafiğinde yaşanan sıkışıklıklar yöneticilerimizin yakıt ekonomisi konusunda ne kadar Fransız olduğunu gösteriyor. Araçlar şehir içlerinde sıkışık trafikte elektrik,şehirler arası yollarda benzinli motor çalışmaktadır,Toyoto 2006 senesinde 400000 hibrit oto satışı yapmıştır.Türkiye de araba üreten sektör bu önemli gelişmenin tümüyle dışındadır.Elektrik motorları,sülfür di oksit,azot oksit karbon monoksit,hidrokarbon ve ağır metal içeren egzoz gazları yayınlamadığından çevre duyarlı toplum tarafından tercih edilmekte ve vergi indirimi gibi teşvikler görmektedir.


Son günlerde enerji ile ilgilenen bazı şirketlerin enerji ekonomisi konusunda ciddi ilerlemeler kaydettikleri basında yer almaktadır.Özellikle Zorlu şirketler gurubunun etkinlikleri ile,başta otomobil üreten petrol rafine eden ve pazarlayan şirketler,TÜBİTAK;TAEK ve üniversiteler gibi bilimsel kuruluşlar ortak bir stratejide birleştirilmelidir.Bor ve bileşiklerinin önemi,ulaşım sektöründe yakıt olarak kullanılması gündemde olan hidrojen üretimi ve depolanması ile ilgilidir.


Bor ve bor bileşikleri,enerji içeriği çok yüksek hidrojeni depo edebilmesi nedeni ile stratejik maddeler arasında yer alır.Bilindiği gibi hidrojen uzun süreden beri amonyak,ve metanol üretiminde,petrol rafinajında, gıda teknolojisinde,uzay mekiklerinde ve roket teknolojisinde kullanılmaktadır.

Yakıt pilleri hidrojenden enerji elde etmek için geliştirilen bir teknolojidir.Bu sistemde hidrojen oksijen ile elektro kimyasal işlemler ile birleştirilerek elektrik akımı elde edilir. Yanma olmadığı için egzoz gazı yayını olmaz .Dolayısıyla yakıt pilleri çevreyi kirletmeyen bir enerji üretim türüdür.Hidroksitlerin elektrolit olarak kullanıldığı yakıt pillerinde iki adet amorf elektrot bulunur.Sonuç olarak lise kimya derslerinden anımsanacağı gibi

H2 +2OH =H2O+2e

Reaksiyonu sonucu elektrik akımı elde edilir.Burada e elektronu göstermektedir.Ulaşım sektöründe otomobiller diğer sektöründe pil ile çalışan araç ve gereçler yukarıda verilen elektro kimyasal reaksiyon sonucu açığa çıkan elektronun oluşturduğu akım ile çalıştırılır.Yakıt pilleri (fuel cells) hidrojeni elektrik enerjisine çeviren sistemlerdir.Şekilde bir yakıt pilinin nasıl elektrik akımı ürettiği bir yakıt hücresinde meydana gelen fiziksel olaylara bağlı olarak gösterilmiştir.


Yakıt pilleri yeniden şarj edilebilen bataryalara benzer.Hidrojen ve oksijen verildiği sürece akım verir.(Proton exchange membrane=PEM) Proton değiş-tokuş zarı içeren yakıt pil hücreleri gözenekli iki elektrot,anot ve katot ve bir polimer zardan oluşur.Polimer zar anot ve katodun arasında yer alır.Anot ve katot yüzeyleri platin bazlı bir malzeme ile kaplanır.Şeklin 1 no ile gösterilen aşamasında hidrojen yakıt hücresine enjekte edilir.Hücreye giren hidrojen atomları anot üzerindeki katalizör tarafından elektronlarından soyulur.Serbest kalan elektronlar pilin dış devresinde akım oluşturur.

Bu durum şekilde 2 nolu aşama ile belirtilmiştir.Aletleri çalıştıran bu akımdır.Ancak akımın sürdürülebilmesi için kimyasal işlem pilin iç devresinde de tamamlanması gerekir.Elektronlarını kayıp etmiş hidrojen atomları yani protonlar katoda doğru hareket ederler.Şekilde bu aşama 4 no ile gösterilmiştir.Katodun gözeneklerinden dışarı çıkan protonlar dış akım elektronlarını yakalayıp tekrar hidrojen atomuna dönüşürler. Bu aşmada şekilde 5 no ile belirtilmiştir.Hücre içinde bu duruma gelen hidrojen atomları oksijen ile birleşerek bildiğimiz suya dönüşür.Sonuç olarak hücre akım üretirken çevreye zarar vermeyen suyu egzoz olarak dışarı atar. Böylece pilin iç devre akımı tamamlanmış olur.

 Şekilde 6 no ile gösterilen ise üst üste yerleştirilmiş pil hücrelerini göstermektedir.Çok sayıda hücrenin ürettiği akım birleştirilerek bir otomobili bile hareket ettirebilecek enerji elde etmek mümkün olabilmektedir.Yakıt pilleri çok çeşitli amaçlar ile kullanılabilen düzeneklerdir.Yakın bir gelecekte mobil telefonlar,bilgisayarlar,TV ler ve benzeri tüm aletler yakıt pilleri ile çalışacaktır.Sanıyorum Zorlu gurubunun üzerinde çalıştığı bu cins bir düzeneği ticari hale getirebilmektir.Hem ekonomik hem de neredeyse bitmeyen bir pil gibidir.Yakıt pilleri çevre dostu bir enerji üretim tekniğidir.


Teknolojisinin ticari hale dönüştürülmesi hücreye giren ve akımı oluşturan hidrojen atomlarının nasıl elde edileceği problemine odaklanır. Gerçekten hidrojen enerji içeriği çok yüksek olan yanıcı ve uçucu bir gazdır.Bir bomba gibidir.Depo edilmesi ve insanların bu pilleri korkmadan kullanabilmesi yeni teknolojik geliştirmelere bağlıdır.Bor ve bor bileşikleri bu endişeleri ortadan kaldıracak özelliklere sahip olduğundan ülkemiz için ayrı bir önem taşır.Yukarda önerdiğimiz gibi bu konuda tüm kuruluşlar gayretlerini birleştirmeli ve yakıt pili üreten bir Dünya markası meydana getirilmelidir.Bu sanıldığı kadar zor bir iş de değildir.Ülkemizdeki bilgi birikimi buna yeterlidir.


Küresel ısınma sera ve baca gazlarının kontrolsüz atmosfere atılışı uluslar arası bazı önlemlerin alınmasını zorunlu hale getirmiştir.Her ne kadar bu konuda tam bir anlaşma sağlanmış olamamasına rağmen toplum tehlikenin farkına varmıştır.Ulaşım çevreyi insafsızca kirleten sektörlerin başında gelir.Otoların egzozlarından çıkan gazlar bir problemdir.Yakıt pilleri bu önemli soruna çözüm getirecek bir alternatiftir.Şekilde bir yığın yakıt pilinin bir otomobili nasıl çalıştırıldığı gösterilmiştir.Yukarıda belirttiğimiz gibi egzoz gazı sudan ibarettir.


Yakıt pillerinde akımın iç ve dış devrede oluşumunu gösteren 1 den 6 ya kadar olan aşamalar motor üzerinde de aynı anlamda gösterilmiştir.Hidrojenin pile enjeksiyonu elektronlarından soyularak protona dönüştürülmesi,serbest kalan elektronların dış devrede akımı oluşturması aynı aşamalardır. Burada değişik olan akımın tekerleğe bağlı elektrik motorunu döndürerek hareket sağlamasıdır.Pilin iç devresini tamamlayan protonların tekrar elektron kaparak hidrojen atomuna dönüşmesi ve havanın oksijeni ile birleşerek egzoz olarak suyun dışarı atılışı yakıt pili motorlarını geleceğin cevre duyarlı motorları haline dönüştürmüştür.Pillerin üst üste stoklanması ile motora yeterli güç sağlayacak gerilimi meydana getiriler.Basınımızda su ile işleyen motor olarak geçen yakıt pilleri basit pil mantığı ile geliştirilmiş düzeneklerdir.Her teker bir yakıt pili bataryasına bağlıdır.Elektrik motorları tekerlere sinkorinize dönme sağlar.otomobil üretiminde devrim niteliğinde bir değişim sağlaması beklenmektedir.


Yukarıda belirtildiği gibi motorun enerji üretebilmesi sürekli hidrojen girişinin sağlanmasına bağlıdır.Yakıt pilleri iki farklı teknik kullanılarak hidrojen ile beslenir.İlk akla gelen teknik hidrojenin yüksek basınç altında depo etmektir.Ancak hidrojenin tankının araç üstünde monte edilmesi ciddi güvenlik sorunları doğurur.Hidrojenin uçucu ve yanıcı gaz olması depolama tekniğine ilave teknik yükümlülükler ve maliyet getirir.Yakıt pili çalışan bir otomobilin içten yanmalı motorlar gibi ayrı bir motor bölmesi yoktur.Her bir teker üzerine yerleştirilen dört elektrik motoru hareketi sağlar.Hidrojen deposu arabanın şasisi üzerine yerleştirilir.Şekilde yakıt pili ile çalıştırılan bir otomobil şeması gösterilmiştir. 


Yukarıda belirtildiği gibi problem hidrojenin güvenli bir şekilde depo edilebilmesidir.Yolcu ve sürücüler adeta bir saatli bomba olan hidrojen tanklarının üstünde oturmak durumundadır.Bor madenlerinin önemi bu güvenlik problemine çözüm getirebilme olasılığının yüksek olmasındandır.Türk bilim ve teknoloji sisteminin üzerinde durması gereken nokta budur.
PilliVolvo-03

Bor bileşiklerinin özelliği,hidrojeni serbest halde değil de sodyum bora hidrat şeklinde bir kimyasal bileşikte depo edebilmesidir.Yakıt pilleri için gerekli hidrojen yüksek basınç altında depo edilmeye gerek kalmadan bu bileşikte depo edilebilir.Bordan elde edilen unu andıran beyaz tozu sadece suda eritmek ile elde edilen yakıtın ilerde petrolün yerini alması çok uzak bir ihtimal değildir.Dünya bor reservlerinin %63'ne sahip ülkemizin önemi buradadır.Ana maddesi su ve bor olan bu yakıtın üretimi depolanması dağıtımı ne ekonomik nede ticari nede politik bir engel ile karşılaşmayacaktır.Önümüzdeki 15-20 sene içinde bor bileşikleri enerji sektöründe bir devrim yaratacak,bor rezervleri petrol rezervleri kadar önem kazanacaktır.Toplumun zehirli gazlar yaymayan yakıtlara eğilimi bor bileşiklerinden elde edilen yakıtı rakipsiz kılacaktır.Bu gün pahalıya üretilen karbon içermeyen çevre dostu bor yakıtlar gelecekte fosil yakıtlar ile rekabet edebilecek teknik kapasitelere sahip olacaklardır.Tüm Dünya benzin motorlarını geliştirme ile birlikte bor yakıtlı motorları geliştirme çalışmalarına destek vermektedir.


Notrium olarak adlandırılan sodyum bora hidrat'ın enerji yoğunluğu,yani yakıt pillerine sağladığı hidrojenden elde edilen enerji yoğunluğu,içten yanmalı benzin motorlarının enerji yoğunluğuna eşittir.Notrium yakıtlı araçlar,bir depo ile 500km yol alabilmektedirler.Deneme sürüşünde 100km'ye 16 saniyede çıkabilmiştir.Bu benzinli motorlara göre oldukça uzun bir süredir.Bunun anlamı yakıt pillerinin beslediği elektrik motorlarının arabaya yeterli ivme kazandıramamasıdır.Çözüm bir zaman meselesi olup sadece bir mühendislik problemidir.


Yakıt pilleri için gerekli hidrojen, sodyum bora hidrat suda çözülmesi ile elde edilir.Lise kimya derslerinden bilindiği gibi:
NaBH4+H2O------NaBO2+4H2

reaksiyonu ile elde edilir.NaBH4 unu andıran beyaz bir tozdur.H2 Üretim hızı,yakıt pillerinin istenilen şiddete elektrik akımı verecek şekilde ayarlanır.Sudaki çözeltinin alevlenme ve patlama tehlikesi yoktur.Dolayısıyla hidrojen tanklarının neden olduğu tehlike bu teknik için söz konusu değildir. Otomobiller teknoloji ticari hale dönüştüğünde benzin yerine depolarını notrium veya benzeri bor bileşikli yakıtlar ile dolduracaklardır.


Bor bileşiklerinden yakıt üretimi konusunda aralarında Nobel ödüllü bilim adamlarının da bulunduğu bir çok gurup araştırmalarını sürdürmektedir.Duracell,Du Pont,Dow chemicals gibi dev şirketlerinin de gündeminde bor bileşiklerinden yakıt üretme yer almaktadır.Şu anda sodyum bora hidrit'in maliyeti petrole göre yüksektir.Ancak uzun süre yüksek kalacağının garantisi yoktur.Petrol her zaman krizlere neden olabilecek bir yakıttır.Rutgers üniversitesi araştırma ve geliştirme merkezinde yapılan prototip otomobil bir depo sodyum bora hidrat çözeltisi ile 600km yol alabilmiştir.Bu örnekten görüleceği gibi yenilikçi teknolojiler üniversite araştırma merkezlerinde tasarlanmaktadır.Dünya bor rezervlerinin büyük bir kısmına sahip ülkemizde,Üniversitelerimiz,TÜBİTAK,TAEK,MTA,Enerji tabii kaynaklar bakanlığı,Sabancı ve Koç gibi oto üreten şirket toplulukları,Tüpraş ve petrol ofis gibi petrol rafinajı ve dağıtımı yapan şirketler gayretlerini bor bileşiklerinden yakıt üretmeye odaklamalıdırlar.Bu beyaz tozdan elde edilecek enerji,bataryalardan bilgisayarlara,otobüsten trenlere gemilere hatta uçaklara kadar her türlü aracın enerji gereksinimini karşılayabilecektir.New-York,Londra,İstanbul,Paris gibi metropoller,zehirli egzoz gazlarından temizlenecek insanlar temiz hava soluyarak yaşamlarını sürdürme olanağına kavuşacaklardır.


Ülkemiz için önemli olan şu an belli başlı kimya ve otomobil şirketlerinin üzerinde çalıştığı bu yakıt türü üzerinde araştırma ve geliştirme çalışmalarını yoğunlaştırmaktır.Araştırmalar olumlu sonuçlanırsa benzin istasyonlarının yerlerini bor kaynaklı yakıt dağıtım istasyonları alacaktır.Dünya bor rezervinin %63'ne sahip Türkiye bu servetini katma değere dönüştürebilecektir.Ancak bunu bor yataklarını yabancılar satarak ve bu gelişmenin dışında kalarak başarmak olası değildir.


HURRIYET 09/06/07

Yurt içi Yüksek öğrenim bursları

Yurtiçi eğitimde burs veren kuruluşlar

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği

Her yıl en az 5000 maddi durumu yetersiz lisans öğrencisine burs veren dernek bu yıl 3000 öğrenciye 12 ay boyunca 100 YTL'den başlayan burslar verecek. Öğrencilerin çağdaş, Atatürkçü, ilerici düşünce yapısına sahip olması şartı aranıyor.
http://www.cydd.org.tr/ Tel: (0212) 252 44 33

Türk Ekonomi Bankası

TEB, 80. yılını kutlarken ÇYDD aracılığıyla 1240 kız çocuğunun eğitimine destek veriyor... "TEB'in Eğitimli Kızları" adındaki projede Türkiye'nin 7 ayrı bölgesinden ve TEB şubelerinin bulunduğu tüm illerden seçileceği belirtildi.
Başvuruları ÇYDD (http://www.cydd.org.tr/) ve TEB (http://www.teb.com.tr/Main/SubeVeATM.aspx) şubelerine yapabilirsiniz.

Acil İhtiyaç Projesi Vakfı

Burs vermek isteyen hayırseverleri maddi durumu yetersiz ve başarılı üniversite öğrencileriyle buluşturuyor.
www.aipvakfi.org Tel: (0212) 534 33 82

Adana Ticaret Odası Sosyal Eğitim Vakfı

Adana'da ikamet eden, başarılı, maddi durumu yetersiz 1125 öğrenciye burs veriyor. Burs miktarı henüz belli değil. Başvurular eylülde, burs ödemeleri kasımda başlayacak.
www.adana-to.org.tr Tel: (0322) 232 59 12

Adem Çelik Beykent Eğitim Vakfı

2005 ÖSS'de Türkiye genelinde ilk 1000'e giren, Beykent Üniversitesi'nin burslu ya da ücretli programlarını tercih eden öğrencilere, dokuz ay süreyle 450 YTL burs; ücretli programlan tercih edip ilk 1000'e girenlere ücretsiz eğitim veriyor.
Tel: (0212) 872 11 25

Adıyaman Eğitim Vakfı

Adıyamanlı olup Ankara'da okuyan 40 öğrenciye burs veriyor. Geçen yıl, aylık 50 YTL veren vakıf bu yıl burs miktarını arttıracak. Başvuruların akademik yıl başladıktan iki hafta sonra yapılması gerekiyor.
Tel: (0312) 418 85 89

Afyon Eğitim Vakfı

Afyon doğumlu öğrencilere burs veren vakıf, maddi durumu yetersiz, başarılı ve okul masrafı ağır olan öğrencilere öncelik tanıyor. Geçen yıl aylık 50 YTL olan burs miktarının bu yılki bedeli ve kontenjanı belli değil. Ayrıntılar eylülde kesinleşecek.
Tel: (0272) 213 60 36

Akyazılı Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı

Türkiye'nin her yerinden yapılan başvuruları değerlendiren vakıf başarılı, maddi olanağı yetersiz, başka kuruluştan burs almayan 85 öğrenciye, ayda 85 YTL burs verecek. Başvurular eylülde, ilk ödeme ekimde başlayacak.
Tel: (0232) 255 79 12

Alarko Eğitim ve Kültür Vakfı

Vakıf, İTÜ, ODTÜ, Boğaziçi üniversitelerinin mühendislik bölümlerinde okuyan son sınıf ve lisansüstü öğrencileriyle İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü son sınıfta okuyan 50 öğrenciye burs veriyor. Ayrıca İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü son sınıf veya lisansüstü öğrenim gören dört öğrenci Dr. Üzeyir Garih Bursu'ndan yararlanıyor. Geçen yıl ayda 140 YTL ödeme yapan vakfın bu yılki burs miktarı belli değil. Burs istek formu ilgili üniversitelerin burs ofislerinden temin edilebilir.
www.alarko.com.tr Tel: (0212) 227 52 00

Ali Osman Sönmez Vakfı

Her yıl tekstil ve mühendislik ağırlıklı bölümlerde okuyan Bursa doğumlu 52 öğrenciye burs veriyor. Geçen yıl 70 YTL olan burs miktarının bu yıl ne kadar olacağı belli değil. Başvuruların 'Sönmez Holding Yeni Yalova Yolu 9. km, Bursa' adresine şahsen yapılması gerekiyor.
Tel: (0224) 261 04 40

Ankara Büyükşehir Belediyesi

Ankara ili sınırlarında oturan maddi durumu yetersiz 7500 üniversite öğrencisine 8 ay boyunca 25 YTL eğitim yardımı yapıyor. Başvurular ekimde başlayacak. Ayrıntılı bilgi başvurulardan önce www.ankara-bld.gov.tr adresinden duyurulacak.

Asım Kocabıyık Kültür Eğitim Vakfı

Ağırlıklı olarak işletme, iktisat ve mühendislik bölümlerinde okuyan 100 öğrenciye aylık 125 YTL veriyor.
www.akkev.org.tr

Atatürk Vakfı

İstanbul'daki devlet üniversitelerinde okuyan öğrencilere burs veriyor. Bu yılki kontenjanı belli değil. Geçen yıl 75 öğrenciye ayda 75 YTL verildi. Başvurular 15 -30 Ağustos 2005 arasında öğrenci belgesi, transkript, iki adet fotoğraf, aile çizelgesi ve başvuru dilekçesiyle yapılıyor.
Tel: (0212) 293 26 33

Avni Akyol Vakfı

Maddi durumu yetersiz ve tercihen Düzceli üniversite öğrencilerine burs veriyor. Kontenjan ve burs miktarı her yıl vakfın ekonomik durumuna göre belirleniyor.
Tel: (0380) 524 50 50

Başbakanlık Sos. Yar. ve Day. Teş. Fonu

Dar gelirli olduğunu belgeleyen öğrenciler yararlanabiliyor. Başvurular ekimin son haftasıyla kasım başında yapılıyor. Formlar, YURTKUR'a bağlı bölge ya da yurt müdürlüklerinden ve dekanlıklardan temin edilebilir.
www.sydtf.basbakanlik.gov.tr


İstanbul Bilgi Üniversitesi

Burslu bölümü kazanan öğrenciler öğrenim ücreti ödemiyor. Her program ve sınıfın belirlenecek koşul ve kriterlerini yerine getiren bir öğrenciye, bir yıl boyunca yüzde 50 indirim uygulanıyor. Ayrıca spor, sanat ve kültür ile kısmi karşılıklı burs uygulaması var.
www.bilgi.edu.tr

Bilkent Üniversitesi

Burslu bölümleri kazanan öğrencilerden öğrenim ücreti alınmıyor. Dokuz ay boyunca aylık 180 YTL burs veriliyor. Ayrıca Ankara dışından gelen öğrencilere iki kişilik odalarda ücretsiz barınma imkanı tanıyor.
www.bilkent.edu.tr

Boğaziçi Üniversitesi Vakfı

B.Ü. öğrencilerine başarı, gereksinim, özel burs ve yüksek lisans bursu veriyor. Kontenjan ve aylık burs tutarı bütçede ayrılan ödeneklere ve yıl içindeki ödenek artışlarına göre belirleniyor. Burs komitesi ekim ve şubatta toplanıyor.
Tel: (0212) 265 99 46

Bursa Büyükşehir Belediyesi

Bursa'da okuyan veya Bursalı 1500 lisans öğrencisine burs veriyor. Geçen yıl sekiz ay boyunca 75 YTL ödendi.
www.bursa-bld.gov.tr

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği

Her yıl 5000 maddi durumu yetersiz lisans öğrencisine burs veren dernek bu yıl 1500 öğrenciye 12 ay boyunca 100 YTL verecek, öğrencilerin çağdaş düşünce yapısına sahip olması şartı aranıyor.
www.cydd.org.tr Tel: (0212) 252 44 33

ÇATOM (Çok Amaçlı Toplum Merkezleri)

GAP Bölgesi'nde hizmet veren ÇATOM maddi durumu yetersiz 27 üniversite öğrencisine aylık 100 YTL burs verecek.
www.gap.gov.tr Tel: (0414) 314 17 50

Ciner Grubu

Şehit polis ve askerlerin çocuğu olan üniversite öğrencilerine burs veriyor. Bu yılki kontenjan ve burs miktarı belli değil. Başvurular Emniyet Genel Müdürlüğü ile Genelkurmay Personel Dairesi Başkanlığı'na yapılacak.
www.tsk.mil.tr, www.egm.gov.tr

Deniz Feneri Derneği

Maddi durumu yetersiz ve başarılı 650 üniversite öğrencisine sekiz ay boyunca burs verecek. Burs miktarı belli değil.
www.denizfeneri.org.tr Tel: (0212) 414 60 60

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi

Maddi durumu yetersiz 100 üniversite öğrencisine dokuz ay boyunca 100 YTL burs verilecek. Başvuruların ağustos ayının son haftasında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Bölümü'ne şahsen yapılması gerekiyor.
www.diyarbakir-bld.gov.tr

Ege Bölgesi Sanayi Odası Vakfı

Ailesi Ege Bölgesi'nde ikamet eden veya Ege Bölgesi'ndeki üniversitelerde öğrenim gören 400 üniversite öğrencisine 10 ay boyunca 100 YTL veriyor. En önemli kıstas ailenin ekonomik durumu, öğrencinin başarılı olması ve alınan eğitimin Ege Bölgesi sanayisine katkıda bulunacak nitelikte olması. Başvuru formları EBSO Vakfı'ndan temin edilebilir.
www.ebso.org.tr Tel: (0232) 441 09 09

Eskişehir Sanayi Odası

Eskişehir ve Bilecik doğumlu işletme, iktisat ve mühendislik öğrencilerine burs veriyor. Geçen yıl aylık 100 YTL verildi ama bu yıl ne kadar ödeneceği belli değil. Başvurular eylül ayında başlayacak.
www.eso.org.tr Tel: (0222) 236 03 60

Galatasaray Eğitim Vakfı

Galatasaray Lisesi'ni bitiren veya Galatasaray Üniversitesi'nde okuyan öğrencilere burs veriyor. Geçen yıl burs miktarı aylık 150 YTL idi. Bu yılki burs miktarı ve kontenjanı belli değil. Başvurular eylül ayında, GS Eğitim Vakfı'na yapılacak.
www.gev.org.tr Tel: (0212) 293 43 10

İstanbul Büyükşehir Belediyesi

42 bin 500 üniversite öğrencisine yedi ay boyunca burs verilecek. Lisans öğrencisine 75, yüksek lisans öğrencisine 125, doktora öğrencisine 200 YTL ödenecek. Ayrıntılar akademik yılın başında www.ibb.gov.tr adresinden ilan edilecek.

İstanbul Ticaret Borsası Vakfı

İstanbul Üniversitesiyle Marmara Üniversitesi'nin İşletme, İktisat ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde okuyan 450 lisans öğrencisine dokuz ay boyunca 80 YTL burs verilecek, öğrencinin başka bir kurumdan burs almaması şartı aranıyor. Başvurular ekim ayında şahsen İstanbul Ticaret Borsası'na yapılacak.
Tel: (0212) 511 84 40

İstanbul Ticaret Odası

Kontenjanı ve aylık burs miktarı ekim ayında yapılacak başvurulardan sonra belli olacak.
www.ito.gov.tr Tel: (0212) 455 60 51-52

İTÜ Yüksek Mühendisler Birliği Vakfı

İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencilerine burs veriyor. Geçen yıl 45 kişiye ayda 70 YTL burs veren vakfın bu yılki burs miktarı ve kontenjanı belli değil.
Tel: (0312) 428 52 63

İzzet Baysal Vakfı

Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nin dört yıllık bölümlerine en yüksek puanla yerleştirilen öğrencilerle bu bölümlerdeki en yüksek puanlı Bolu doğumlu bir öğrenciye burs veriyor. Geçen yıl dokuz ay boyunca 100 YTL veren vakfın bu yılki burs miktarı belli değil.
Tel: (0374) 253 45 70

Kanserle Savaş Vakfı

İstanbul'daki tıp fakültelerinde okuyan ikinci sınıf ve üstü öğrencilere 12 ay boyunca burs veriyor. Aranan koşullar; bir üst sınıfa başarıyla geçmek, disiplin suçu işlememek, öğrenim kredisi dışında başka bir kurumdan burs almamak. Geçen yıl aylık 100 YTL ödendi. Bu yılki kontenjanı ve burs miktarı belli değil. Başvurular akademik yılın başlangıç tarihinden itibaren tıp fakültelerinin öğrenci işleri bürosuna yapılacak.

Lions Kulüp

Başarılı, maddi durumu yetersiz 230 öğrenciye burs veriyor. Bu yıl 50 öğrencilik kontenjanı var ama sayı artabiliyor. Son başvuru tarihi 31 Ağustos 2005.
Tel: (0212) 222 23 56

Malatya Eğitim Vakfı

Her yıl 800 öğrenciye burs veriyor. Bursiyerlerin yüzde 80'ini Malatya doğumlu, yüzde 20'sini Malatya'da okuyan üniversite öğrencileri oluşturuyor. Bu yılki tutar belli değil.
Tel: (0212) 251 37 38

19 Mayıs Üniversitesi Vakfı

19 Mayıs Üniversitesi öğrencilerine, yaklaşık 150 burs veriyor. Geçen yıl 100 YTL olan burs miktarının bu yıl ne kadar olacağı belli değil. Burs alacak öğrenciler üniversite rektörlüğü ve öğrenci işleri tarafından belirlenecek.
Tel: (0362) 457 62 88

Sabancı Üniversitesi

Bu yıl Sabancı Üniversitesi'nde 10'u "Sakıp Sabancı Üstün Başarı Burslu," 47'si "Onur Burslu," 143'ü "Başarı Burslu" olmak üzere toplam 200 öğrenci burslu olarak eğitim görecek. Burstan yararlanmanın tek koşulu başarılı olmak. Üstün Başarı Bursu yıllık öğrenim ücretinin tamamından muafiyet, yeni teknoloji kullanım ücretinden muafiyet, iki kişilik yurt ücretinden muafiyet ve dokuz ay boyunca ayda 350 YTL nakit ödemeyi kapsıyor. Burs kazanamayan öğrencilere, mezuniyet sonrası ödenmesi koşuluyla "ihtiyaç amaçlı kredi" uygulaması var.
www.sabanciuniv.edu

Sani Konukoğlu Vakfı

Her yıl 1118 üniversite öğrencisine burs veriyor. Bu yıl 280 kontenjanı var. öğrenciler puantaj sistemine göre belirleniyor. Burs miktarı net asgari ücretin yarısı. Vakıf burs verdiği öğrencilerin devlet bursu almalarına sınırlama getirmiyor. Gaziantepli şehit çocukları hiçbir koşul olmadan, bedensel sakatlığı olan çocuklarsa raporla belgeleyerek bursa hak kazanıyor. Başvurular internetten yapılabilir.
www.sankovakif.com Tel: (0342) 211 33 90

Sema Yazar Gençlik Vakfı

Maddi durumu yetersiz ve ÖSS puanına göre başarılı öğrencilere aylık 130 YTL burs veriyor. Bu yılki kontenjanı henüz belli değil ama ağırlık üniversiteye yeni başlayan öğrencilere verilecek. Burs başvurularının www.semayazar.org.tr adresinden alınacak başvuru formuyla vakfa bizzat yapılması gerekiyor.
Tel: (0312) 284 44 00

TÜBİTAK

ÖSS'de ilk 5 bin öğrenci arasına giren ve fizik, kimya, biyoloji, moleküler biyoloji ve genetik, matematik, sosyoloji, ekonomi, psikoloji, felsefe, tarih bölümlerinde okuyan öğrencilere aylık 250 YTL burs veriliyor.
www.tubitak.gov.tr, Tel: (0312) 468 53 00

Türk Anadolu Vakfı

Konya Selçuk Üniversitesi öğrencilerine burs veriyor. Koşullar ve miktar belli değil.
Tel: (0332) 351 23 70

Türk Eğitim Vakfı

Maddi durumu yetersiz, ÖSS'de başarılı lisans öğrencilerine burs veriliyor. Başvurular, 1 - 31 Ekim 2005 tarihleri arasında bağlı bulunan öğretim kurumuna yapılacak.
www.tev.org.tr

Türk Milli Kültür Vakfı

İstanbul'daki üniversitelerde okuyan 310 yükseklisans ve doktora öğrencisine burs veriyor. Yüksek lisans öğrencilerine 140 YTL, doktora öğrencilerine 175 YTL verilecek. Başvuruların vakıf adresine şahsen yapılması gerek.
Tel: (0212) 417 64 78

Hacı Ömer Sabancı Vakfı (VAKSA)

Her yıl 250'si yeni olmak üzere 1000 öğrenciye burs veriyor. Bu yılın burs miktarı belli değil. Başvuru tarihi 15 Eylül - 15 Ekim 2005. Geçen yıl aylık 175 YTL burs verdi.
www.vaksa.org.tr Tel: (0322) 363 09 88

Vehbi Koç Vakfı

Burs verilen üniversiteler vakfın sitesinde belirtiliyor. Burs alacak öğrenciler, üniversite rektörleri veya fakülte dekanlarının tayin edeceği komisyonlar tarafından seçiliyor. Başvurular, fakülte dekanlıklarına yapılıyor. Bu yılki kontenjan ve burs miktarı belli değil.
www.vkv.org.tr Tel: (0216) 531 00 00

Yeditepe Üniversitesi

ÖSS'de ilk 5 bin içine giren ve burslu bölüm kazanan öğrencilere otel, yemek ve 8 ay boyunca ayda 160 YTL veriyor.
www.yeditepe.edu.tr

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu

Yurt içinde tüm üniversite ve yüksekokullarda okuyan öğrencilere öğrenim ve katkı kredisi adı altında borç veriyor. Kredi miktarı, her yıl enflasyon oranında belirleniyor.
Tel: (0312) 431 11 00


Kaynak: Yeni Aktüel Dergisi, 2 Ağustos 2005, Sayı 3, Syf: 78-82

Yöneticide Olması Gereken Özellikler

Burada yöneticinin sahip olması gerekli özellikleri çeşitli eserlerden derleyerek dile getirmekte yarar görüyorum. Kendilerini bu özelliklerin önemli bir kısmını taşıdığını düşünen arkadaşlarımızın iyi birer yönetici adayı oldukları şüphe götürmez.

  • Yönetici; hedefi ve ona giden yolları tespit eden, bu yolları saptarken içinde bulunduğu durumun yargısını yapan, bu yollardan geçişin zamansal ve parasal plan ve programlarını düzenleyen, bu planları uygulayan ve bu uygulamada pratik zeka ve tükenmez enerjisini kullanan kişidir.
  • Yönetici; hedefe götüren yolları seçerken uygun bir ekibi bir araya getiren, bu ekibi ahenk içinde sürtüşmeden koordine eden, işi yönetme hevesine kapılmadan kişileri yöneten ve bu konuda insan zaaf ve davranışlarını bilerek emrindekilere hedefi ve işlerini tamamlayarak hedefe varmalarını sağlayan kişidir.

İş gücü; iş yaptıranlar, işi yapanlar ve işlerin nasıl yapılacağını belirtenler olarak üç kategoridir.

  • Yönetici; "başarının on şartı" olarak öteden beri tanımladığım:
    1. Fikir üretimi,
    2. İş bitirme azim ve heyecanı,
    3. Çalışkanlık,
    4. Bilgi,
    5. Deneyim,
    6. Organizasyon ve planlama gücü,
    7. Finans gücü,
    8. Denetim gücü,
    9. Çevre ile içte ve dışta iyi ilişkiler kurma özelliği,
    10. Şans

    karakterlerini kapsayacak ve bir araya getirecek insanlardan ekip kuran kişidir.

  • Yönetici; ekibinin öğreticisi, eğiticisi, yol göstericisi ve gözeticisi olan kişidir.
  • Yönetici; insan unsuruna önem veren, kişilerin benliğini harekete geçiren fakat asla yok etmeyen, küçük görmeyen, alay etmenin, gücendirmenin affedilmez olduğunu bilen, insanların kendi nazarlarında büyük yetenek ve değer taşımakta olduklarını sandıklarını hisseden ve buna göre hareket eden kişidir.
  • Yönetici; insanların hareketlerini, davranışları, ses tonu ve hatta hiddeti ile etkileyerek saygı uyandıran kişidir. Burada hiddetin yöneticinin ekibine telkin ettiği hürmeti sanıldığı kadar sarsmadığı ve hatta bazen arandığı da gözden uzak tutulmamalıdır.
  • Yönetici; etrafının fikirlerini mantık ve akılcılık süzgeçlerinden geçirerek vardığı karar doğrultusunda kendi istek ve iradesini diğer kişilere, onların saygı, güvenlik itaat ve bağlılıklarını kazanarak kabul ettirme yeteneğine sahip olan kişidir.
  • Yönetici; engeller ve sorunlar karşısında soğukkanlılığını kaybetmeyen, belirli bir problemin saplantısına kapılmadan ağaçlar yerine ormana bakabilen kişidir.
  • Yönetici; şirketin çıkarı için ve hedefine varabilmesi için ormana ağaçları feda edebilen, hisle mantığı en iyi şekilde dengeleyebilen, zamanına göre rahip, zamanına göre cellat olabilecek kişidir.
  • Yönetici; yukarıda belirttiğim özelliklerin yanısıra departmanının beyni, itici kuvveti, güdücü, öğretici, eğitici, emredici, karar verici derin ve geniş görüşlü büyük bir fikir gücüne sahip, bilgili iyi bir insan olan güç ve enerji kaynağı kişidir.
  • Yönetici; korku yerine güven telkin eden, bildiği kadar nasıl yapılacağını gösteren, emrettiği kadar rica edip ikna eden, otoritesinin yanısıra işbirliği mefhumunu kullanan, endişe körükleme yerine heyecan tahrik eden kişidir.
  • Yönetici; dikkatlilikle açık gözlülüğü, yumuşaklılıkla sertliği, bekçilikle hırsızlığı, eli açıklıkla cimriliği, müsrifliği ve hesaplılığı, sabırsızlıkla serinkanlılığı en iyi şekilde dengeleyebilen kişidir.
  • Yönetici; fikir üretmeli, azimli, heyecanlı, çalışkan, bilgili, deneyimli, planlama gücü, finans ve denetim gücüne sahip olmalı, iyi ilişkiler kurmalı ve şanslı olmalıdır.

Yöneticilerin Yapmaları Gerekenler

Yukarıda sıralanan özelliklerin tümüne sahip olması arzu edilen yöneticilerin:

  • Şahsî çıkarları ile kurumlarının çıkarlarını aynı paralelde tutmalarını,
  • Kurum genel çıkarların bağlı müessese ve kişi çıkarlarının üstünde gözetmelerini,
  • Başarıların, kullandıkları tüm olanaklara göre kâr oranı kriterlerinde aramalarını,
  • İletişimde hız kazandırıcı sistemlere gitmelerini,
  • Bünyelerinde uzmanlığa büyük önem vermelerini,
  • Müesseseleşmeye yer ve önem vermelerini,
  • Ceza yerine inandırma metodunu tercih etmelerini,
  • Ödüllendirme ve motivasyona gerekli önemi vermelerini,
  • Emrindekiler için bir hayat master planlarını çizmelerini, terfilerine grup içinde yardımcı olmalarını,
  • Yetki ve sorumlulukları delege etmelerini, izlemelerini,
  • İntizam, disiplin, eğitim, standardizasyon izleme ve bilgi akımını sağlayacak tedbirler almalarını,
  • İnsan unsuruna önem vererek entrikadan uzaklaşmalarını, diplomasi uygulamalarını,
  • Kişisel insiyatife olanak vermelerini,
  • Astlarına işlerini tanımlamalarını, hedef gösterip başarı kriterlerini objektif hale getirmelerini,
  • İsraftan çekinip gerekli masraftan kaçınmamalarını,
  • Kendilerini daha üst bir göreve hazırlarken, yerlerine gelecek kişi veya kişileri yerleştirmelerini,
  • Bilgi ve deneyime dengeli önem vermelerini gerekli görmekteyim.

Karşılıklı anlayış ve işbirliği içinde yüce Atatürk'ümüzün "Yalnız bir şeye çok ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak. Milleti çalışkan yapmak, servet ve onun doğal neticesi olan refah ve saadet yalnız çalışkanın hakkıdır." deyimini hatırlatarak sizleri parlak bir geleceğin beklediğine inanıyorum.

Üzeyir GARİH

"İş Hayatımdan Kesitler ve Gençlere Tavsiyeler" (Hayat Yayıncılık, İstanbul 2006, ISBN:975-8243-92-6, sayfa:104-107) adlı kitabından alıntıdır.

Soğuk Fizyon

Prof. Dr. Ordal DEMOKAN *

1983 Mart ayı sonlarında Amerika Birleşik Devletleri'nin Utah eyaletinde gerçekleştirilen bir deney, büyük yankılar yaratmış ve füzyon enerjisine yönelik geniş bir ilgi uyandırmıştır. Bu deneyin ve dolayısıyla soğuk füzyonun ayrıntılarına girmeden önce, füzyon enerjisinin tanımını yapmak gereklidir. Bu amaçla, Bilim ve Teknik Dergisi'nin Mayıs 1983 sayısında ayrıntılarıyla verilen bilgileri yeniden kısaca özetlemek yararlı olacaktır.

Nükleer füzyon, atom çekirdeklerinin birbirleriyle kaynaştırılmasıdır. Çekirdekler pozitif elektrik yüklü olduklarından ve bu nedenle birbirlerini ittiklerinden proton sayısı az olan çekirdekler daha kolay kaynaştırılabilir. Bu tür çekirdeklere sahip atomlar arasında, hidrojenin izotopları olan döteryum ve tritiyum atomları büyük önem taşımaktadır. Döteryum çekirdeğinde 1 proton ve 1 nötron, tritiyum çekirdeğinde ise 1 proton ve 2 nötron vardır. Bu çekirdekler yaklaştırılıp kaynaştırıldıkları zaman, aşağıda gösterilen nükleer reaksiyonlar oluşur:

D + D [T + 1.01 MeV] + [p + 3.03 MeV]
  [He3 + 0.82 MeV] + [n + 2.45 MeV]
D + He3 [He4 + 3.67 MeV] + [p + 14.67 MeV]
D + T [He4 + 3.52 MeV] + [n + 14.06 MeV]

Görüldüğü gibi, reaksiyonlardan çok yüksek kinetik enerjilere sahip helyum çekirdekleri ile proton ve nötron tanecikleri çıkmaktadır. Bu ürünler reaksiyonun oluşturulduğu bölmeyi saran ve genellikle lityumdan yapılmış olan bir tabakaya saplanır ve bu sırada enerjilerini ısıya dönüştürürler. Bu tabakayı soğutmak için kullanılan bir sıvı, bu ısıyla buharlaşır ve elektrik üretimi için kullanılır. Bir gr döteryumda 3 x 1023 çekirdek bulunduğu göz önüne alınırsa, 100 megavat-saat enerji üreteceği ortaya çıkar. Döteryum izotopu doğal hidrojen içinde % 0.02 oranında bulunduğuna göre. yaklaşık 80 litre normal sudan bu enerjinin üretilebileceği ve okyanuslarda bulunan döteryum miktarının 10-100 milyon yıllık enerji gereksinimini karşılayacağı saptanabilir. Bu nedenle nükleer füzyona, enerji sorununun kesin çözümü olarak bakılmaktadır. Diğer bir üstünlüğü de herhangi bir radyoaktif artık bırakmamasıdır; çünkü son ürün asal helyum gazıdır. Bu yönleriyle füzyon, son otuz yıldır bilimin önde gelen amaçlarından biri olmuş ve bu uğurda milyarlarca dolar ve maddi değerlerle ölçülemeyecek yoğunlukta emek harcanmıştır.

sogukfizyon

Soğuk füzyonun oluşturulduğu düzenek.

Bugüne kadar yapılan çalışmalar ise genellikle "sıcak füzyon" yöntemi çevresinde toplanmıştır. Birbirini iten çekirdekleri kaynaştırabilmek için akla gelen ilk çare, çekirdekleri çok yüksek hızlarla birbirleri üzerine göndermektir. Bunun için de en doğal yol, gazı ısıtmaktır. Yapılan incelemeler, yeterli hızı sağlamak için, döteryum gazının 100 milyon derece mertebesinde bir sıcaklığa ısıtılmasının gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, çekirdeklerin çarpışıp kaynaşma olasılığını artırmak için, bu sıcaklıkta bir gazın belirli bir hacimde ve yoğunlukta, belirli bir süre tutulabilmesi gerekmektedir. Bu işlemler için reaktöre oldukça büyük bir enerji girdisi sağlanmakta ve füzyon reaksiyonlarından çıkan enerji henüz bu girdiyi dahi karşılayamaz halde bulunmaktadır. Tüm bu zorluklara rağmen sıcak füzyon son otuz yılda çok büyük bir aşama kaydetmiş ve beklenmedik bir zorlukla karşılaşılmazsa ikibinli yılların başında enerji üretimine başlayabilecek bir düzeye gelmiştir.

Sıcak füzyon üzerinde çalışmalar sürerken, pek umut vermeyen diğer bir yöntem üzerinde de çok daha mütevazi bir düzeyde bir takım araştırmalar yapılmaktaydı. Öncülüğünü 1940 yılında, tanınmış Sovyet bilim adamı Andrei Sakkarov'un yaptığı bu araştırmalar, müyon adıyla anılan bir taneciğe dayanıyordu. Bu tanecik doğada uzaydan gelen kozmik ışınlar içinde bulunmakta ve ancak 2 mikrosaniye yaşayabilmektedir. Kütlesi, elektron kültesinin 207 katı, elektrik yükü ise elektronunkinin aynısıdır. Dolayısıyla böyle bir tanecik, döteryum atomuyla karşılaştığı zaman büyük kütlesi ve negatif yükü sayesinde atomdaki elektronu kolaylıkla yörüngeden kovup yerine kendisi geçebilmektedir. Büyük kütlesinden ötürü elektron yörüngesinden 207 kat daha küçük yarıçapta bir yörüngeye oturmaktadır. Yörüngelerinde müyon bulunan iki döteryum çekirdeği böylece birbirlerine kolaylıkla 207 kat daha fazla yaklaşabilmekte ve oda sıcaklığında kaynaşma olasılıkları 1080 kat daha artmaktadır. Bu nedenle söz konusu yönteme "soğuk füzyon" adı verilmektedir. Kozmik ışınlar içinde gelen müyon taneciklerinin sayısı çok az, yeryüzünde güçlü hızlandırıcılar yoluyla elde edilmeleri de çok pahalı olduğundan, bu yöntem yakın zamana kadar fazla ilgi çekici olamamıştır.

Geçtiğimiz Mart ayında Amerika Birleşik Devletleri'nin Utah eyaletinde M. Fleischmann ve D. Pons adlarındaki iki bilim adamının soğuk füzyonu son derece basit bir yöntemle, yaklaşık 100 saat boyunca gerçekleştirdiklerini ve verdikleri enerjinin 4 katını aldıklarını açıklamaları, doğa! olarak büyük yankılar uyandırmıştır. Bu yöntem, paladyum ve titanyum gibi metallerin bir asır kadar önce saptanmış ve diğer amaçlarla kullanılan bir özelliğine dayanmaktadır. Söz konusu metaller çok miktarda hidrojen gazını ve izotoplarını soğurup depo edebilme özellikleriyle tanınmaktadır. Bu iki bilim adamı bir şekilde çok miktarda döteryum gazını palladyumun kristal örgüsü içindeki çok küçük boşluklara sokarak, anormal yoğunlukla döteryum gazı elde etmeyi, böylece döteryum çekirdekleri arasındaki uzaklığı azaltıp, füzyon olasılığını artırmayı amaçlamışlardı. Başka bir deyişle, müyonun yaptığı işi, yüksek yoğunlukla başarmayı planlamışlardı. Döteryum gazını palladyum içine çok miktarda sokabilmek için elektrokimyasal güçlere, daha açıkçası herkesçe bilinen elektroliz olayına başvurmuşlardı. İçinde hidrojen yerine döteryum bulunan ve "ağır su" diye anılan su dolu şişelere çeşitli çaplarda, onar santim uzunluğunda palladyum çubukları daldırmış, çubukların çevresine ince platin telden yapılmış helezon şeklinde kafesler geçirmiş, palladyum ile platini, bir akünün negatif ve pozitif kutuplarına bağlayıp beklemeye başlamışlardır. Negatif gerilimdeki palladyum çubuklarının yüzeyinde döteryum iyonları birikmeye ve difüzyon yoluyla çubuğun içlerine girerek, kristal örgüsü içindeki boşluklara yerleşmeye koyulmuş, üç ay sonunda palladyum çubuktan füzyon belirtileri olan nötronların çıktığı hem doğrudan hem de dolaylı yoldan (alfa ışınları vasıtasıyla) gözlenmiştir. Böylece bu iki bilim adamı kendileri dahil herkes tarafından çok saçma diye nitelendirilebilecek böylesine basit bir yöntemle, füzyon olayını gerçekleştirmiş ve ertesi gün yaptıkları basın toplantısıyla dünyaya duyurmuşlardır.

Yöntemin basitliği, dünyanın çeşitli yerlerinde irili ufaklı kuruluşlarda. İlgili ilgisiz kişilerce bu deneyin tekrarlanmasına yol açmış, nötron üretimini saptamak, bir onur meselesi haline getirilmiş ve olayın temeline yönelik bilimsel araştırmalar şimdilik bir kenara itilerek dünya, belki de zamansız ve gereksiz şekilde umutlandırılmıştır. Fleischmann ve Pons'un deneyindeki en büyük çelişki, çıkan nötron sayısıyla, yani füzyon reaksiyonu sayısıyla elde edilen enerjinin hiçbir şekilde bağdaşmamasıdır. Ölçülen enerjiye karşılık gözlenmesi gereken nötron sayısı, belirtilen sayının 100 milyon katıdır. Öte yandan ölçülen enerji, bilinen her kimyasal reaksiyonun 100 katıdır. Bu durum, deneydeki ölçümlerin doğruluğu hakkında ciddi şüpheler uyandırmakladır. Nitekim, bir ay sonra İtalya'da Frascatti Laboratuvarları'nda yapılan daha yalın, kimyasal işlemler içermeyen bir deneyde gözlenen nötron sayısı ilk deneydekinden 200 kat fazla olmasına karşılık, ölçülen enerji üretimi ileri sürülenin milyarda biri mertebesinde olmuştur. 1960 yıllarında yine çok basit yöntemler olan "patlayan teller" ile bu deneylerde çıkan nötron sayısından 1000 ya da 10000 kat fazla nötron elde edilmesine rağmen, bu şekilde pek bir yere varılamayacağı saptanarak bu araştırmalar terk edilmiştir.

Sonuç olarak, soğuk füzyon deneylerinde füzyon reaksiyonu oluşturulduğunun kesin olduğunu, sayısının ise henüz sağlıklı bir şekilde saptanamadığını söyleyebiliriz. Yazının başında verilen denklemlerden görüleceği üzere, bu reaksiyonlarda tritiyum ve helyum gazları da oluşmakta, kesin reaksiyon sayısını saplayabilmek için, nötronların yanı sıra bu gazların miktarının da ölçülmesi gerekmektedir. Bu ölçümlerden sonra reaksiyonları gerçekleştiren fiziksel mekanizmanın kesinlikle saptanabilmesi için, bir dizi deneyin daha yapılması, sonuçların olumlu çıkması halinde yöntemin geliştirilmesi ve verimin artırılması yönünde çalışmalara hız verilmesi gerekir. Son olarak, sıcak ya da soğuk yöntemlerle füzyon enerjisinin ikibinli yılların başında hizmete sunulmasını bekleyebiliriz.

*ODTÜ Fizik Bölümü

Kaynak: Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi, Haziran 1989, Sayfa: 9-10

Yakıt Pili Nedir?

Yakıt pillerini fabrika gibi düşünebilirsiniz. Girdi olarak yakıt kullanıp, çıktı olarak elektrik üreten sistemlerdir. Tıpkı bir fabrika gibi ham madde (yakıt) sağlandığı sürece yakıt pilleri ürün (elektrik) üretecektir. Aslında bu durum, piller ve yakıt pilleri arasındaki temel farklılıktır. Her iki pil de elektrokimya prensiplerine göre çalışmasına karşın yakıt pilleri elektrik üretirken tüketilmezler. Yakıt pilleri, diğer bir deyişle, yakıtta depolanan kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren sistemlerdir.

Bu şekilde bakıldığında, yanmalı motorlar da kimyasal fabrikası olarak düşünülebilir. İçten yanmalı motorlar da yakıtta depolanan kimyasal enerjiyi faydalı mekanik enerjiye veya elektrik enerjisine çevirirler. O halde yakıt pilleri ile yanmalı motorlar arasında ne fark vardır? Bildiğimiz yanmalı motorlarda yakıt yanar ve ısı açığa çıkar. Örneğin en basit örnek olarak hidrojenin yanmasını düşünelim:

                H2 + ½ O2 -> H2O                                   (1)

Moleküler düzeyde bakıldığında hidrojen molekülleri ve oksijen moleküllerinin çarpışması sonucu reaksiyon olur. Hidrojen molekülleri oksitlenerek su üretirler ve ısı açığa çıkar. Atom seviyesinde baktığımızda ise, pikosaniye seviyelerinde hidrojen-hidrojen bağları ve oksijen-oksijen bağları kopup hidrojen-oksijen bağları oluşur. Bu bağların kopması ve yeni bağların oluşması moleküllerin arasındaki elektron transferiyle olmaktadır.  Bu tepkimedeki ürün olan suyun bağ konfigürasyon enerjisi girdi olan hidrojen ve oksijen bağ konfigürasyon enerjilerinden daha düşüktür. Bu aradaki enerji farkı ısı olarak açığa çıkar. Elektrik üretebilmek için bu açığa çıkan ısı mekanik enerjiye dönüştürülmelidir ve daha sonra da  mekanik enerji elektrik enerjisine dönüştürülmektedir. Tüm bu aşamalardan geçerken süreçler karmaşık ve verimsizdir.

Yukarıda anlattığımız tepkimeye (1) alternatif bir çözüm düşünelim: Kimyasal reaksiyondan doğrudan elektrik üretebildiğimiz, elektronların yüksek enerjili reaktant bağlarından düşük enerjili ürün bağlarına hareket ettiğini varsayın. Gerçekte, bu tam olarak da yakıt pillerinde olan süreçtir. Esas soru atomik düzeyde ve pikosaniye süresince elektronların tekrar düzenlenmesi nasıl sağlanacaktır? Yanıt oldukça basittir, reaksiyona girdi olan hidrojen ve oksijeni uzamsal olarak ayırdığımızda bağların tekrar oluşması için gerekli düzenleme için gerekli olan elektron aktarımı oldukça genişletilmiş bir boyut skalasında gerçekleşir. Bu sayede, elektronlar yakıttan (hidrojen) oksitleyiciye (oksijen) giderken elektrik akımı üretmek için kullanılır.

BASİT BİR YAKIT PİLİ

Yakıt pilinde hidrojen yanma tepkimesi iki elektrokimyasal yarı tepkimeye bölünür:

 H2 ↔2H+ +2e-                                                                          (2)

½ O2 +2H+ +2e- ↔H2O                                  (3)

Bu reaksiyonları bir sistem içinde ayırarak oluşturursanız, yakıttan oluşan elektron akışını dış devre aracılığıyla oksijen tarafına akmasını sağlarsınız ve bu sırada elektrik akımı üreterek iş yaptırabilirsiniz. Örneğin bu elektronların aktığı dış devre bağlantısına ampül yerleştirip yakabilirsiniz.

Reaksiyonların ayrılması için elektrolit kullanılmaktadır. Elektrolitler  iyon (yüklü atomlar) akışına izin veren ama elektron akışının mümkün olmadığı maddelerdir. En basit şekliyle, yakıt pilinde iki elektrokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesi için 2 elektrot ve bu elektrotları ayıran bir elektrolit gereklidir.

devre
 

 Yukarıdaki şekilde oldukça basit bir H2-O2 yakıt pili gösterilmektedir. Bu yakıt pili sülfürik asitin (sulu asit çözeltisi elektrolit görevi görür) içine daldırılmış iki tane platin elektrot içermektedir. Sol platin elektrota aşağıdan hidrojen gazı beslenmektedir, gaz elektrot yüzeyinde yukarıda verilen yarı elektrokimyasal tepkimelerden ilkine göre (2) proton (H+) ve elektronlarına (e-) ayrılır. Protonlar elektrolit (sülfürik asit) üzerinden akabilmektedir ama elektronlar buradan geçemezler. Sülfürik asiti protonlardan (H+) oluşan bir deniz gibi düşünebiliriz. Elektronların izlediği yol iki elektrodu birbirine bağlayan teldir. Elektronlar sol elektrottan sağdaki elektrota doğru akacaktır. Akımın tanımı gereği oluşan akım elektron akış yönüne ters yönde olacaktır. Elektronlar sağ elektroda ulaştığında protonlar ve beslenen oksijenle birleşerek yukarıda belirtilen ikinci elektrokimyasal tepkimeye göre (3) ürün olan suyu oluşturacaklardır. Eğer elektronların izlediği yola bir yük (örneğin bir ampül) bağlanırsa elektronlar yüke güç sağlayacaklardır ve bu sayede ampülümüz yanar. Evet, yakıt pilimiz elektrik üretiyor! 1839 yılında William Grove tarafından üretilen ilk yakıt pili burada anlatılan yakıt piliyle hemen hemen aynıdır.

YAKIT PİLLERİNİN AVANTAJLARI

Yakıt pilleri yakıt sağlandığı sürece elektrik üretebilen fabrika gibi olduğundan yanmalı motorlarla ortak bazı özelliklere sahiptirler. Bunun yanı sıra, yakıt pilleri elektrokimya prensiplerine göre elektrokimyasal enerji üreten cihazlardır ve bu özellikler bakımından bildiğimiz standart pillerle bazı ortak özellikleri vardır. Diyebiliriz ki, yakıt pilleri yanmalı motorların ve pillerinin sahip olduğu avantajların hemen hemen hepsine sahiptir. 

Yakıt pilleri doğrudan kimyasal enerjiyi elektriğe dönüştürdükleri için enerji bakımından yanmalı motorlara göre oldukça verimlidir. Yakıt pilleri mekanik olarak idealdir ve tüm yapı katı parçalardan oluşabilir yani hareketli parça olmaksızın üretilebilir. Bu sayede güvenilir ve uzun süre dayanabilen yakıt pili sistemleri üretilebilmesini sağlar. Hareketsiz parçalardan oluşması aynı zamanda yakıt pillerinin sessiz çalıştığı anlamına gelmektedir ki bu da çok önemli bir özelliktir. Bunun yanı sıra Nox, Sox gibi zararlı emisyonlar ya da parçacık emisyonları hemen hemen yoktur.

Pillerden farklı olarak, yakıt pillerinde güç (yakıt pili boyutuna göre belirlenir) ve kapasiteyi (yakıt deposu büyüklüğüne göre belirlenir) kolaylıkla ayarlamak mümkündür. Pillerde güç kapasite ayarlaması daha zordur. Pilleri daha büyük boyutlarda üretmek daha zor olmasına karşın yakıt pillerini 1W (örneğin cep telefonları için) gücünden MW (örneğin yüksek kapasiteli güç santralleri) gücüne kadar tasarlayabilmek olasıdır. Yakıt pilleri, pillere göre potansiyel olarak daha yüksek enerji yoğunluğuna sahiptir ve tekrar yakıt sağladığınız sürece kolaylıkla tekrar şarj edebilmeniz mümkündür.  Standart pillerin şarjlı olmayanlarını atmanız gerekir ya da şarjlı olanlarını uzun süre şarj etmeniz gerekir ki bu da zaman bakımından değerlendirildiğinde uzun ve sürekliliği bozan bir süreçtir.

YAKIT PİLLERİNİN DEZAVANTAJLARI

Yakıt pillerinin ilgi çeken avantajlarının yanı sıra yakıt pilleri bazı önemli dezavantajlara sahiptir. Yakıt pillerinin yaygınlaşması ve hemen uygulamaya alınmasındaki en önemli engel üretim maliyetidir.  Bu maliyetlerden ötürü yalnızca birkaç özelleşmiş uygulama (örneğin uzay mekiği sistemlerinde) alanında ekonomik olarak diğer elektrik üreten sistemlerle yarışabilir durumdadır.  Yakıt pillerinde güç yoğunluğu diğer önemli bir kısıtlamadır. Güç yoğunluğu yakıt pilinin birim hacimde ne kadar güç üreteceğini (hacimsel güç yoğunluğu) ya da birim kütlede ne kadar güç üreteceğini (kütlesel güç yoğunluğu) göstermektedir. Yakıt pillerinin güç yoğunluğu son yıllarda oldukça arttırılabilmiştir ama taşınabilir ve otomotiv uygulama alanlarında yarışa dahil olabilmesi için güç yoğunluğunun daha da arttırılması temel hedeflerden biridir. Bir kıyaslama yapmak gerekirse hacimsel güç yoğunluğu bakımından yanmalı motorlar ve piller yakıt pillerine göre olduça öndedir ama kütlesel güç yoğunluğuna göre karşılaştırıldığında yakıt pilleri ve diğer sistemler arasında fark oldukça azdır.

Yakıt pillerinde yakıt bulunabilirliği ve yakıtın depolanması diğer bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Yakıt pillerinde en iyi performans hidrojen yakıtıyla elde edilir ve bu yakıt çok yaygın olarak mevcut değildir, depolaması zordur ve düşük hacimsel enerji yoğunluğuna sahiptir. Alternatif yakıtları (benzin, metanol, formik asit, vd.) doğurudan kullanmak daha zordur ve genellikle reforming prosesi (alternatif yakıtları yakıt piline beslenebilir yakıtlara dönüştüren reaktif sistemler) ile yakıt pili sistemi desteklenmelidir. Bu durumlarda yakıt pili performansları düşebilir ve ekstra ekipmanlara olan ihtiyaç artacaktır. Benzin enerji yoğunluğu bakımından önemli bir yakıt olmasına karşın yakıt pili kullanımına çok uygun bir yakıt değildir. Bunların yanı sıra, çalışma koşullarındaki sıcaklıklar, çevresel kirlilikle ilgili konular ve çalıştırma-durdurma döngülerinde dayanıklılık gibi konular yakıt pillerinde çözülmesi gereken diğer bazı konulardır. Bu konuları çözmek kolay olmayacaktır ve özellikle maliyet ve yakıt üretimi ve yakıt depolaması konuları çözülemezse yakıt pili uygulamaları sınırlı kalacaktır.

Her yeni teknoloji yarışa dahil olduğunda bu süreçlerden geçmektedir. Tartışmasız üstün özelliklere sahip olan yakıt pilleri bu yarışı kazanacaktır. Her geçen yıl bu yarış daha çekişmeli bir hal almaktadır. Artan petrol fiyatlarının da yakıt pillerinin yaygınlaşmasına dolaylı yoldan katkıda bulunacağı tartışma götürmez.

Berker Fıçıcılar
Yakıt Pili Araştırma Merkezi
ODTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü

22 Nisan 2008

Tek Çare Güneş ve Rüzgar

EMO Başkanı Kemal Ulusaler,
Türkiye'nin güneş ve rüzgâr enerjisine yatırım yapması gerektiğini söyledi

Mersin'de düzenlenen "Nükleer Enerji Sempozyumu"nda konuşan Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Genel Başkanı Kemal Ulusaler, 21. yüzyılın enerji tercihinin rüzgâr ve güneş enerjisi olması gerektiğini vurgulayarak

Rüzgar Enerjisi Türbini
Konferansta, Türkiye'deki rüzgâr
ve güneş enerjisi potansiyelinin
değerlendirilmesi gereği üzerinde
duruldu.

"Türkiye, bu iki alana zamanında yatırım yapsaydı enerji piyasasında önemli bir pazar payı elde edebilirdi" dedi. Ulusaler, hükümetlerin rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımlarına "kaynak yok" diyerek karşı çıktığını, ancak nükleer enerji santralı için para bulabildiklerini söyledi.

EMO Mersin Şubesi ve Mersin Üniversitesi tarafından düzenlenen sempozyumda Türkiye'deki ve dünyadaki enerji sorunu, nükleer enerjinin kullanımıyla ilgili tartışmalar ele alındı. Konuşmacıların büyük bölümü Türkiye'deki rüzgâr ve güneş enerjisi potansiyelinin değerlendirilmesi gereği üzerinde durdu.

EMO Genel Başkanı Kemal Ulusaler, 20. yüzyılın enerji tercihlerinin kömür ve petrol olduğunu, ancak petrol krizleri nedeniyle enerji çeşitlendirilmesine gidildiğini anımsattı. 21. yüzyılın tercihinin ise rüzgâr ve güneş olması gerektiğine dikkat çeken Ulusaler, "Türkiye de enerji konusunda bir yer edinmek istiyor. Türkiye'nin kâğıt üstünde olsa da bir enerji planı var. Bu plan ne kadar gerçekçi? Türkiye'nin uygun enerji modellerine geçmesi gerekiyor. Ayrıca ülkedeki enerji potansiyelinin tespit edilmesi gerekiyor" diye konuştu.

Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi, 21 Ekim 2007, sayfa 3